Borcun İfasına Rağmen İcra Takibinin Devamı ve Hukuki Sonuçları
- Mine Akpınar
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur

Borcun İfası Kavramı ve İcra Takibine Etkisi
Borcun ifası, borçlunun edimini alacaklıya gereği gibi yerine getirmesiyle borç ilişkisinin sona ermesidir. Borç ifa edildiğinde alacak hukuken ortadan kalkar ve alacaklının bu borca dayanarak icra takibi başlatması veya mevcut takibi sürdürmesi mümkün değildir. Buna rağmen icra takibinin devam ettirilmesi, hem icra hukuku hem de borçlar hukuku bakımından ciddi sonuçlar doğurur.
Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, borcun icra dairesi dışında, yani haricen ödenmesi ve alacaklının buna rağmen takibi geri almamasıdır. Bu durumda icra dosyası şeklen varlığını sürdürürken, maddi hukuk bakımından ortada artık geçerli bir alacak bulunmamaktadır.
Borcun İfasından Sonra Takibin Devamı ve Kötü Niyet Unsuru
Yargıtay kararlarında, borcun ifasına rağmen icra takibinin sürdürülmesi kural olarak alacaklının kötü niyetli davranışı olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu değerlendirme, ödemenin takibin hangi aşamasında yapıldığına göre farklılık göstermektedir.
Borcun icra takibi başlatılmadan önce ödendiği, taraflar arasında protokol yapıldığı veya borcun sona erdiğini gösteren bir ibraname düzenlendiği hâllerde, alacaklının takibe girişmesi açık şekilde kötü niyet olarak kabul edilmektedir. Bu durumda borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi Yargıtay içtihatlarında istikrar kazanmıştır.
Buna karşılık, borcun icra takibi başlatıldıktan sonra ödenmesi hâlinde daha tartışmalı bir alan ortaya çıkmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluk görüşüne göre, alacaklının takibe başladığı anda haklı olup olmadığı esas alınmakta; takibin başlatıldığı tarihte alacak mevcutsa, sonradan yapılan ödeme her zaman kötü niyet tazminatını gerektirmemektedir. Ancak bazı daire kararları ve karşı oy görüşlerinde, borcun ifasından sonra takibin sürdürülmesinin tek başına kötü niyet oluşturduğu kabul edilmektedir.
Borcun İfası Halinde Borçlunun Başvuru Yolları
Borcun ifasına rağmen icra takibinin devam etmesi durumunda borçlunun başvurabileceği birden fazla hukuki yol bulunmaktadır. Hangi yolun tercih edileceği, takibin kesinleşip kesinleşmediğine ve borcun hangi delillerle ispatlanabildiğine bağlıdır.
Takip kesinleşmeden önce borcun ödendiği ileri sürülüyorsa, borçlu icra mahkemesine başvurarak takibin durdurulmasını veya iptalini talep edebilir. Takip kesinleştikten sonra yapılan ödemelerde ise İcra ve İflas Kanunu’nun 71. maddesi kapsamında icra mahkemesine başvurulması mümkündür. Ancak bu başvuruların kabulü için noter onaylı veya imzası ikrar edilmiş belgeler gibi kesin delillerin sunulması gerekmektedir.
Eğer borçlu, icra mahkemesinde aranan nitelikte belge sunamıyorsa, genel mahkemelerde menfi tespit davası açarak icra takibine konu borcun maddi hukuk bakımından sona erdiğinin tespitini isteyebilir. Bu dava, özellikle haricen yapılan ödemelerde borçlunun korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Borcun İfasının İspatı ve Delil Sorunu
İcra hukukunda ispat, sıkı şekil kurallarına tabidir. Borçlunun “borcu ödedim” şeklindeki beyanı tek başına yeterli değildir. Borcun ifası; banka dekontları, taraflar arasında imzalanmış protokoller, ibranameler veya imzası alacaklı tarafından ikrar edilmiş belgelerle ispat edilmelidir.
Özellikle kambiyo senetlerine dayalı takiplerde, senedin ciro yoluyla üçüncü kişilere geçmiş olması hâlinde, borçlunun lehtara yaptığı ödeme her zaman ileri sürülememektedir. Bu gibi durumlarda alacaklının kötü niyetli olduğunun ayrıca ispat edilmesi gerekmektedir.
Borcun İfası Sonrası Kötü Niyet Tazminatı
Borcun ifasına rağmen icra takibini sürdüren alacaklı aleyhine, şartları oluştuğunda kötü niyet tazminatına hükmedilmektedir. Menfi tespit davası sonucunda takibin haksız ve kötü niyetli olduğu tespit edilirse, alacaklı aleyhine takip konusu alacağın en az yüzde yirmisi oranında tazminata karar verilmektedir.
Yargıtay uygulamasında, borcun takipten önce ödendiği veya ibranameye rağmen takibe devam edildiği hâllerde kötü niyet tazminatının kabulü daha kolaydır. Buna karşılık, borcun takipten sonra ödenmesi ve alacaklının takibe başlarken haklı olması durumunda, kötü niyetin ayrıca ispat edilmesi gerekmektedir.
Bu tazminat, borçlunun uğradığı zararların tamamını kapsamaz. Borçlu, icra takibi nedeniyle uğradığı diğer maddi veya manevi zararlar için genel hükümlere göre ayrıca dava açma hakkına da sahiptir.
Borcun İfasına Rağmen Ödeme Yapılması Hâlinde İstirdat ve İcranın İadesi
Borçlu, borcun ifasına rağmen icra tehdidi altında ödeme yapmak zorunda kalmışsa, ödediği bedelin iadesi için istirdat davası açabilir. Ayrıca menfi tespit davasının kesinleşmesiyle birlikte, haksız icra işlemlerinin eski hâle getirilmesi icranın iadesi yoluyla mümkündür.
Bu kurumlar, borçlunun haksız icra takibi nedeniyle uğradığı kayıpların telafi edilmesini amaçlamakta ve borcun ifası ilkesinin icra hukuku alanında da korunmasını sağlamaktadır.
Borcun ifası, borç ilişkisinin sona erdiğini gösteren temel hukuki olgudur. Buna rağmen icra takibinin devam ettirilmesi, çoğu durumda alacaklının kötü niyetini gündeme getirir ve borçluya takibin durdurulması, iptali ve tazminat talep etme imkânı tanır. Ancak borcun ifasının zamanı, delillerin niteliği ve alacaklının takibe başlarkenki hukuki durumu, uyuşmazlığın sonucunu doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle borcun ifasından sonra icra takibiyle karşılaşan borçluların, süreci doğru hukuki yollarla ve güçlü delillerle yürütmesi büyük önem taşımaktadır.


