İİK m. 97 Kapsamında Üçüncü Kişinin İstihkak İddiası
- 31 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

İcra takibi sürecinde haciz işleminin borçlunun elinde veya fiili hâkimiyeti altında bulunan mallar üzerinde yapılması hâlinde, hukuki değerlendirme İcra ve İflas Kanunu’nun 97. maddesi çerçevesinde yürütülür. Bu hüküm, haczin borçlunun yerleşim adresinde, işyerinde ya da fiilen kullanımında bulunan alanlarda uygulanması durumunda hangi karine ve ispat rejiminin geçerli olacağını belirleyen temel düzenleme niteliğindedir. Böyle bir durumda kanundan doğan mülkiyet karinesi borçlu lehine işler ve haczedilen malların borçluya ait olduğu kabul edilir. Bu nedenle, malın kendisine ait olduğunu ileri süren üçüncü kişi, istihkak iddiasını soyut itiraz niteliğinde değil, ciddi ve somut delillerle ispatlanması gereken bir mülkiyet iddiası olarak ortaya koymak zorundadır.
Mülkiyet Karinesi ve İspat Külfetinin Üçüncü Kişi Üzerindeki Etkisi
İİK m. 97 rejiminin en belirgin sonucu, ispat yükünün üçüncü kişi üzerinde bulunmasıdır. Haczin borçlunun zilyetliğinde yapılması, malların borçluya ait olduğu yönünde güçlü bir hukuki karine doğurur. Bu karinenin aksi, yalnızca güvenilir ve objektif delillerle çürütülebilir. Üçüncü kişinin yalnızca beyanla, aile veya yakınlık ilişkisi anlatımıyla, geçmiş iş ilişkilerine veya soyut aidiyet iddiasına dayanarak mülkiyet ileri sürmesi yeterli görülmez. Uygulamada üçüncü kişiden, malın edinim tarihini, ekonomik aidiyetini, fiili kullanım ve tasarruf ilişkisini ortaya koyan belgeler sunması beklenir. Fatura ve ödeme kayıtları, banka hareketleri, ticari defter kayıtları, demirbaş çizelgeleri, kira veya kullanım sözleşmeleri gibi belgeler bu kapsamda belirleyici niteliktedir. Tanık anlatımları ise tek başına değil, bu yazılı delilleri desteklediği ölçüde dikkate alınır.
İcra Müdürünün Rolü ve Yargısal Denetimin Önemi
Üçüncü kişinin istihkak iddiası, yalnızca haciz sırasında yapılan bir sözlü açıklama olarak değil, icra dosyasında kayda alınması ve yargısal denetime konu edilmesi gereken bir hukuki süreç olarak değerlendirilir. İcra müdürü, istihkak iddiasını haciz tutanağına geçirir, sunulan belgeleri dosyaya ekler ve taraflara istihkak davası yolunu gösterir. Bununla birlikte, malın borçluya mı yoksa üçüncü kişiye mi ait olduğuna ilişkin esaslı değerlendirme icra müdürlüğünce değil, istihkak davasına bakan mahkeme tarafından yapılır. Bu yönüyle İİK m. 97 kapsamındaki istihkak mekanizması, yalnızca bir takip prosedürü değil, doğrudan mahkeme denetimine açılan bir mülkiyet koruma yolu niteliği taşır.
İİK m. 97 ve İİK m. 99 Rejimlerinin Ayrıldığı Nokta
İcra hukuku uygulamasında istihkak uyuşmazlıklarının sağlıklı şekilde çözümlenebilmesi için, haczin borçlunun elinde mi yoksa üçüncü kişi nezdinde mi uygulandığının doğru tespit edilmesi büyük önem taşır. Zira İİK m. 97, borçlunun zilyetliğinde yapılan hacizlere uygulanır ve mülkiyet karinesi borçlu lehine işlerken; İİK m. 99, haczin üçüncü kişi nezdinde yapılması hâlinde devreye girer ve çoğu durumda karine üçüncü kişi lehine döner. Bu nedenle hangi hükmün uygulanacağı, doğrudan ispat yükünün kimde olacağını belirler ve davanın sonucunu etkileyen temel unsur hâline gelir.
İİK m. 97 kapsamında üçüncü kişinin istihkak iddiası, güçlü bir karinenin borçlu lehine işlediği ve bu karinenin ancak somut delillerle çürütülebildiği bir ispat rejimine tabidir. Bu nedenle üçüncü kişi bakımından en kritik unsur, mülkiyet ilişkisini belgeler üzerinden tutarlı ve kronolojik biçimde ortaya koyabilmektir. Edinim tarihinin borçtan önceye dayanması, ödeme akışının üçüncü kişi üzerinde gerçekleşmesi, malın fiilen üçüncü kişi tarafından kullanılıyor olması ve ticari kayıtların bu durumu desteklemesi, istihkak iddiasının güvenilirliğini güçlendirir. Buna karşılık, soyut aidiyet beyanları, yakınlık veya geçmiş iş ilişkisine dayalı açıklamalar, karineyi bertaraf etmeye tek başına yeterli görülmez. Bu çerçevede İİK m. 97 rejimi, hem mülkiyet iddialarının ciddi delillerle sınanmasını sağlayan hem de istihkak uyuşmazlıklarını yargısal denetime taşıyan önemli bir hukuki koruma mekanizması olarak uygulamada özel bir yere sahiptir.


