top of page

İİK m. 99 Kapsamında Üçüncü Kişinin İstihkak İddiası ve Hacze İtiraz

  • Yazarın fotoğrafı: Mine Akpınar
    Mine Akpınar
  • 29 Ara 2025
  • 4 dakikada okunur
Üçüncü kişinin istihkak iddiası kapsamında, haciz sırasında üçüncü kişiye ait mal ve paraların korunması, İİK m. 99 uyarınca mülkiyet karinesi ve alacaklının ispat yüküyle ilgili hukuki süreç.

İcra takibinde haciz yapılırken her zaman borçlunun adresine gidilmez; bazen fiilen üçüncü kişinin kullanımında olan bir işyeri, depo, marina, ofis gibi yerlerde de haciz uygulanmaya çalışılır. Bu durumda gündeme gelen temel mekanizma 3. kişinin istihkak iddiasıdır.

3. kişinin istihkak iddiası, haczedilen mal veya paranın borçluya değil, kendisine ait olduğunu ileri süren üçüncü kişinin, haciz işlemine karşı mülkiyet hakkını korumak için başvurduğu hukuki yoldur. Özellikle haciz mahallinin:

  • borçluya tebligat yapılan adres olmaması,

  • borçlunun haciz sırasında orada bulunmaması,

  • fiilen üçüncü kişi tarafından işletilen bir ticari yer olması

gibi hallerde, İcra ve İflas Kanunu m. 99 çerçevesinde üçüncü kişi lehine mülkiyet karinesi gündeme gelir.

İİK m. 99 Kapsamında Üçüncü Kişinin İstihkak İddiası

Haczedilen şey borçlunun değil, üçüncü kişinin zilyetliğinde bulunuyorsa ve haciz üçüncü kişi nezdinde uygulanıyorsa, İİK m. 99 devreye girer. Bu durumda icra müdürü, alacaklıya üçüncü kişi aleyhine istihkak davası açması için süre verir.

Bu tablo genellikle şu şartlarda ortaya çıkar:

  • Haciz, borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adresten farklı bir adreste yapılmıştır,

  • Haciz mahallinde bulunan yer, ticaret sicili, vergi levhası, işyeri açma ruhsatı, sözleşmeler gibi belgelerle üçüncü kişi tarafından işletilen bir işyeri veya marina niteliğindedir,

  • Haciz sırasında borçlu hazır değildir,

  • Haciz mahallinde yapılan evrak araştırmasında, adresin borçlu tarafından kullanıldığını gösterir bir belgeye rastlanmamıştır.

Bu tür durumlarda, uygulamada ve Yargıtay kararlarında kabul edildiği üzere, mülkiyet karinesi üçüncü kişi lehine döner ve alacaklıya istihkak davası açma yükümlülüğü yüklenir.

Mülkiyet Karinesi ve İspat Külfeti

Normal şartlarda, haciz borçlunun fiili hâkimiyetinde bulunan yerde yapılırsa, oradaki mallar borçluya ait sayılır ve aksini iddia eden (çoğunlukla üçüncü kişi) bunu ispatla yükümlüdür.

Ancak İİK m. 99 kapsamına giren hâllerde tablo tersine döner:

  • Takip adresi dışında ve

  • Borçlunun hazır bulunmadığı bir yerde

  • Üçüncü kişi lehine ciddi ve somut kayıtlar varken

haciz uygulanmışsa, mülkiyet karinesi 3. kişi lehine geçerlidir. Bu durumda:

  • İspat külfeti alacaklıya geçer,

  • Alacaklı, üçüncü kişi lehine olan karinenin aksini somut delillerle ispat etmek zorundadır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 02.02.2022 tarihli, 2021/6759 Es. – 2022/1022 K. sayılı kararında; borçlunun haciz mahallinde bulunmadığı, ödeme emrinin farklı bir adrese tebliğ edildiği, haciz yerinin borçlu tarafından işletildiğine dair belge olmadığı ve haczin borçlunun yedinde yapılmadığı durumda, mülkiyet karinesinin üçüncü kişi lehine olduğu açıkça kabul edilmiş; alacaklının istinaf ve temyiz itirazları reddedilmiştir.

Benzer şekilde Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 19.01.2015 tarihli, 2014/27417 Es. – 2015/1029 K. sayılı kararında da; haczin takip adresi dışında bir adreste yapılması, borçlunun orada bulunduğunun ispatlanamaması hâlinde, mülkiyet karinesinin 3. kişi lehine olduğu, bu durumda ispat külfetinin alacaklıya geçtiği ve alacaklının bu karineyi çürütemediği için davanın kabulü gerektiği vurgulanmıştır.

Bu içtihat çizgisi, 3. kişinin istihkak iddiası bakımından ana omurgayı oluşturmaktadır.

“Organik Bağ”, Aynı Sektör ve İsim Benzerliği: Tek Başına Yeterli mi?

Uygulamada alacaklılar, üçüncü kişi ile borçlu arasında:

  • aynı sektörde faaliyet,

  • ortaklık geçmişi,

  • şirket isim benzerliği,

  • aynı kişilerin farklı şirketlerde geçmişte ortak olması

gibi sebeplerle “organik bağ” iddiasında bulunarak, haczin geçerliliğini savunmaya çalışabilmektedir.

Ancak Yargıtay, sırf bu tür bağların tek başına muvazaayı ispatlamaya yetmeyeceği yönünde istikrarlı içtihatlara sahiptir.

Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 23.03.2015 tarihli, 21926/ 2015/6642 K. sayılı kararında; borçlu şirket ile üçüncü kişi şirketin aynı alanda faaliyet göstermesi ve ortaklarının kardeş olmasının, tek başına muvazaayı göstermeyeceği, bu nedenle alacaklının aleyhine olan karinenin aksini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Bu yaklaşım, 3. kişinin istihkak iddiası değerlendirilirken, sırf “tanışıklık”, “geçmiş ortaklık” veya “aynı sektörde faaliyet” gerekçesiyle üçüncü kişinin mülkiyet iddiasının göz ardı edilemeyeceğini göstermektedir. Delil aranır; varsayım değil.

İcra Müdürünün Rolü ve 7 Günlük Süre

İİK m. 99 kapsamındaki bir istihkak iddiasında icra müdürünün yükümlülüğü;

  • Üçüncü kişinin istihkak iddiasını tutanağa geçirmek,

  • Dosyadaki belgeleri değerlendirmek,

  • Şartları varsa haczin İİK m. 99’a göre yapılmış sayılmasına karar vermek,

  • Alacaklıya, üçüncü kişi aleyhine istihkak davası açması için 7 günlük süre vermektir.

Alacaklı, bu süre içinde istihkak davası açmazsa, üçüncü kişinin istihkak iddiası kabul edilmiş sayılır ve haczin hukuken dayanaksız olduğu resmen ortaya çıkar. Bu aşamadan sonra haczin devam ettirilmeye çalışılması, artık “yanlış adres, karışıklık” düzeyini aşar; hukuka aykırı bir ısrar niteliği kazanır.

3. Kişinin İstihkak İddiası ve Haksız Haciz Sonrası Tazminat Boyutu

Üçüncü kişiye ait malvarlığı üzerinde yapılan haciz, istihkak sürecinin sonunda haksız haciz olarak tescil edildiğinde, mesele sadece “haczin kaldırılması” ile bitmez; tazminat boyutu da gündeme gelir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 06.02.2013 tarihli, 2012/1623 Es. – 2013/1737 K. sayılı kararında; üçüncü kişiye ait malların haksız haczi nedeniyle, şirketin kişilik haklarının ihlal edildiği, bu nedenle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.02.2012 tarihli, 2011/687 Es. – 2012/26 K. sayılı kararında da; tüzel kişinin ekonomik itibarı, ödeme gücü ve ticari saygınlığının kişilik değerleri kapsamında korunması gerektiği, ticari şeref ve haysiyetin zedelenmesi hâlinde manevi tazminat talep edilebileceği vurgulanmıştır.

Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde:

  • Üçüncü kişiye ait bir işyeri veya işletmede,

  • Alacaklının yeterli araştırma yapmaksızın ve delil oluşturmaksızın,

  • Kolluk kuvvetleri eşliğinde, kamuoyu önünde haciz uygulatması,

  • İstihkak süreci sonunda da haczin haksız olduğunun ortaya çıkması

hâllerinde, 3. kişinin istihkak iddiası sadece mülkiyetin korunması için değil, aynı zamanda maddi ve manevi tazminat taleplerinin zeminini hazırlayan bir hukuki araç hâline gelir.

Özetlemek gerekirse:

  • Haciz, fiilen üçüncü kişi tarafından işletilen bir adreste uygulanıyorsa,

  • Borçlu orada bulunmuyorsa, tebligatlar başka adrese yapılmışsa,

  • Ticaret sicili, vergi levhası, ruhsat ve sözleşmeler adresin üçüncü kişiye ait olduğunu gösteriyorsa,

bu durumda 3. kişinin istihkak iddiası devreye sokulmalı; İİK m. 99 çerçevesinde mülkiyet karinesinin üçüncü kişi lehine olduğu vurgulanmalı ve alacaklıya dava açma yükümlülüğü hatırlatılmalıdır.

Alacaklı, istihkak davası açmaz veya açtığı davada karineyi çürütemezse:

  • Haczin hukuka aykırılığı tescillenir,

  • Üçüncü kişi; malvarlığının korunmasının yanında,

  • Haksız haciz nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararlar için de tazminat talep edebilir.

Bu nedenle 3. kişinin istihkak iddiası, hem haciz baskısını bertaraf eden, hem de tazminat davaları bakımından güçlü bir başlangıç noktası oluşturan kritik bir mekanizmadır.

bottom of page